Oca 25, 2015

Tosya ziyareti ve pirinç (Bülten 8)

Categories:
Pirinç (çeltik) tarlaları

Eylül başı. Bir önceki gün Göynük ve Mudurnu çevresinde keşif yaptıktan sonra (bu notları ayrıca yazacağım) akşam Ankara’da konakladık. Sabah da kahvaltı dahi etmeden yola koyulduk. Hedef Kastamonu. Çok heyecanlıyız, çünkü Kastamonu tam bir gastronomi şehri. Pirinci, Siyez bulguru, sarımsağı, mantarı, pastırması ve saymadığım bir sürü lezzeti ile eşsiz bir yöre. Ankara’dan yola çıktığımız için ilk durak Tosya olacak. Oradan Ilgaz’ları geçip İhsangazi’ye ve son olarak da Kastamonu’ya ulaşmak istiyoruz.

Pirinç denince akla ilk gelen yerlerden birisi herhalde Tosya’dır. Aslında sıcak ve nemli ülkelerin ürünü olan pirincin bu topraklara İpek Yolu sayesinde geldiği ve Devrez Çayı çevresine ekildiği düşünülüyor.

Tosya şehir gibi oldukça büyük bir ilçe. Belli ki gelir düzeyi iyi. Hemen İlçe Tarım Müdürlüğü’ne gidip Emrullah Bey’i bulduk ve çeltik konusunu konuştuk. Sağolsun bize çok yardımcı oldu, pirinç türleri ve neler var anlattı. Yörenin bilinen en eski çeltik türü olan Akçeltik’ten ve diğerlerinden bahsetti. Ancak düşük verimi sebebiyle Akçeltik maalesef hemen hemen tamamen terk edilmiş. Biz yine de bir ihtimal bulabileceğimiz bir iki köy adını alıp yola çıkıyoruz. Fazla umudumuz yok, ama olsun bulamazsak ondan sonra ekilmeye başlanan yine eski bir tür olan Sarıkılçık’ı bulacağız ve sitemizde yer vereceğiz. Aslında bu da yok olma riskinde, çünkü bunun da verimi yeni türlere göre pek düşük.

Aldığımız bilgilerle yeniden yola koyulduk. İlçenin köyleri çok hoşumuza gidiyor, Suluca, Akbük, Çeltikbaşı, vb. Gerek evleri gerekse sarı ve yeşil doğası hüzünlü havaya rağmen bizi etkiliyor. Şansımıza biraz yağmur var. Onun için arazide çok fazla dolaşamıyoruz. Yukarıdaki fotoğrafı da tam yağmur hafiflemişken fazla batak olmadığına kanaat getirdiğimiz bir yola girip çekiyoruz. Pirinçler büyümüş, ama daha hasada gelmemiş, yaklaşık bir ayları var.

Belki de Devrez’in Ilgaz’lardan başlayan tuzsuz suyu Tosya pirincine o lezzetini veriyor. Belki de o yüzden Tosya pirinci Osmanlı Saray mutfağında yer bulmuş. Ben hatırlarım küçükken yediğimiz pirinçlerin üzerinde incecik kırmızı bir çizgi olurdu, ve bu kadar da iri olmazlardı. Şimdi ise bembeyazlar. Ziyaretlerimizde Akçeltiği bulamıyoruz, daha doğrusu bir iki çiftçi komşularında bir çuval olabileceğini söylüyor ama komşulara da ulaşamıyoruz zaten. Yapacak fazla birşey yok, Sarıkılçık ile yetineceğiz.

Sarıkılçık pirinci küçük taneli ve bej rengi. Boyuyla biraz İtalyan Arborio princine benziyor, hani risotto yapılan. Onun için olsa gerek bunu alıp Bağdat Caddesi’nde Cafe işleten arkadaşıma götürdüğümde hemen denemek istiyor. Sultan bize çabucak bir risottosunu yaptırdı, oldukça da güzel oldu. Ancak İtalyan pirincinden farklı olarak bunu önceden haşlayıp dolaba kaldırıp bir iki gün sonra hemen yağ, permesan ve diğer lezzetlerle tekrar pişirip müşteriye çıkarmak mümkün değil, sadece taze taze tüketilirse risotto yapılabiliyor. Sitede yer alan diğer pirincimiz ise kepekli olarak tercih ettiğimiz, esmer Yaşar pirinci.

Biz incecik kırmızı çizgili, kuru iken küçük ancak pişince şişen Tosya Sarıkılçık pirincini pek beğendik. Aynen baldoyu yaptığımız gibi bire bir buçuk su ile pişiriyoruz ve Trabzon’dan getirdiğimiz tereyağlarını kullanıyoruz. Pirinç ve Siyez’e bu bağlantıya tıklayarak, pirinçlerle ilgili bir diğer yazımıza da buradan ulaşabilirsiniz.

Ve önemli bir duyuru. 31 Ocak-6 Şubat arasında altyapı çalışmaları sebebiyle ürün çıkaramayacağız. Eğer bu tarihler arasında alışveriş yapacak olursanız takip eden bir sonraki hafta kargoya verebiliyor olacağız.

Dostluk ve sevgiyle.