Mar 1, 2015

Ah Karadeniz! (Bülten 11)

Categories: Tags:
Ayten Çavdar'ın annesi Sumur yapıyor, Tonya

Birçok yerde paylaşıyorum, ürün keşifleri için 10,000 km civarında yol kat etmişiz. Birçok yere girdik çıktık, bazı yörelere iki kez gittik ama geriye bakınca beni en çok etkileyen yer Karadeniz oldu, ve daha çok da Doğu Karadeniz. Kastamonu ve yöresi de çok güzel ama Trabzon ve doğusu inanılmaz.

Mayıs sonu idi. Sabah erkenden Trabzon’a indik. Yılmaz ağabey, çok sevdiğim bir arkadaşımın kuzeni, alanda bizi bekliyordu. Hemen programı konuştuk. İlk hedef Tonya. Tonya Trabzon’un bir ilçesi hemen Vakfıkebir’in üzerinde. Yılmaz ağabey ise Vakfıkebir’li ama uzun yıllar Tonya ‘da bir süt işletmesinde çalışmış. Sağolsun bana hem bilgisi hem de arkadaşlığı ile yardımcı olmayı kabul etti.

Ayten Çavdar'ın horozları, Tonya
Yayık tereyağı yapımı
Ayten Çavdar'ın tereyağı, Tonya

Vakfıkebir’i geçip kıyıdan içerilere doğru girip denizden 750 m civarında yüksek olan Tonya’ya vardığımızda sis vardı. Yol yorgunluğunu ilçe merkezinde bir kahvede atarken Mayıs olmasına rağmen üzerime kalın birşeyler almam gerekti. Yorgunluk faslı bitince Ayten Hanım’ı aradık, bize yolu tarif etti ama yine de bulmak hemen kolay olmadı.

Ayten, kendi ineklerinin sütünden tereyağ, peynir yapan, aynı zamanda ilçede dikiş nakış kursları da alıp harika yerel kıyafet ve işler ören son derece neşeli ve candan bir hanım. Bizi de geleneksel Anadolu misafirperverliği ile karşıladı, oracıkta bize yayıkta tereyağ yaptı. Sonra da onunla ve kendi peynirleri ile mıhlama yapıp, yanında lahana sarmalarına kadar sofrayı donatıp bizi ağırladı. (Yukarıdaki resimde Ayten’in annesi bize hazırlık yaparken)

Tonya, tereyağı ile Osmanlı’dan beri ünlü bir yer. Geleneksel olarak inek sütünden yayıkta yapılıyor. Sarı rengi mevsime göre değişiyor: kışın nisbeten daha açık, yazın hayvanların dışarıda otladığı zamanda daha koyu oluyor. Ayten’inki gibi ahşap yayıkta el emeğiyle yapılan tereyağ süt, ayran kokuyor. Pişirilince ise etrafa son derece güzel bir tereyağ kokusu yayılıyor. Isıtılınca da çiğken de insanı rahatsız etmiyor ve rahatsız edici bir koku asla çıkmıyor.

Lezzetine gelince. 77 yaşındaki halacığım bu tereyağını denediğinde “sanki çocukluğuma geri döndüm” dedi. Geçen hafta benden tereyağ alan Karadeniz asıllı yeni tanıştığımız bir dostumuz ile de az önce konuştum.

-Hakan Bey biz çok mutluyuz, dedi.
-Çok sevindim. Neden? diye sordum.
-Çünkü nefis bir tereyağ yedik. İsterseniz size de verebiliriz :)

Aslında tereyağını tadan Namık Bey’in annesi. Tereyağ kalitesi ondan soruluyor. Bu arada annesi ufak bir de ipucu vermiş bize. Bu tereyağ dayanması için hafif tuzlu yapılıyor. Rahatsız edecek boyutta olmasa da tuzdan sakınmak isteyenler bu yağı soğuk suda sağlam bir çatalla ezerek tuzunu alabilir, daha sonra da üzerine içme suyu dökerek tüketirlerse tadına doyum olmaz dedi. Ben bu tekniği henüz evde uygulamamış olsam da sizlerle paylaşmak istedim.

Karadeniz’i zaman zaman anlatmaya devam edeceğiz. Sizlerden de mektup, öneri ve yorumlarınızı bekliyoruz.

Dostluk ve sevgiyle.