Hüseyin ve Keziban Genç

Hüseyin Genç, 60 yaşlarında. Çankırı’da eşinin köyünde yaşıyorlar. Kendisi de aynı ilçeden ama hemen komşu köyden. Bu sebeple iki köyde de aileden kalan bahçeler var.

Hüseyin Bey ve Keziban Hanım çocukluk ve gençliklerini köy hayatı ve üretimle geçirdikten sonra 18 yaşlarında evlenip baba ocaklarını terk ederek Ankara’ya yerleşmişler. Hüseyin Bey bankacılık yapmış, taa ki çalıştığı banka kapanıp kendisi de emekli olana dek. 2000’lerin malum krizi onları yeniden kendi topraklarına geri götürmüş.

Çankırı, Doğanbey Köyü
Çankırı, Doğanbey Köyü
Hüseyin Genç evi ve imalathanesi

Şimdi 15 yıldır Fukuoka doğal tarım tekniklerini uygulayarak büyük bir tutku ile tarım yapıyorlar. Büyük bir tutku diyoruz çünkü yöredeki köylerde nüfus son derece azalmış, kalanlar da yaşlılar. En gençleri aslında kendileri. Kendi kızları dahil genç kimse yok. Gerçi Ankara’da yaşayan kızları şimdi onlara etiketleme ve satış konularında yardımcı oluyor ama köy deyince akla gelen sokakta oynayan okulun bahçesinde koşuşturan çocuklar ise yok. Köyün okulu kapalı.

Çift herşeyi kendi emeği ile yapıyor. Fukuoka doğal tarım felsefesine göre tarlasını işlemeyen (çapalamayan, sürmeyen), kimyasal gübre ya da hazırlanmış kompost kullanmayan, yabani otlar da dahil bunları temizlemeyen ve en önemlisi zirai ilaç kullanmayan Genç çifti bildiğimiz organik tarım ve doğal tarımın bir basamak ötesine geçmişler.

Ama bundan da önemlisi yaptıkları işe verdikleri sevgi ve özen. Hüseyin Bey büyük bir merakla okuyor, geziyor ve öğrendiklerini yorumlayıp uyguluyor. Geçen yıl Terra Madre etkinliklerine İtalya’ya gitmiş. Doğal tarım, permakültür konularında yine Avrupa’da pek çok yeri ziyaret etmiş.

Hüseyin Genç sirkeler. Sirke anası
Çankırı tuzu, Hüseyin Genç
Kalbur, Hüseyin Genç

Hüseyin Bey’in iki büyük tutkusu var. Biri sirke, diğeri hardal. Her gittiği yerden de tutkulu olduğu konularda örnekler getirmiş. Buzdolabının içi sanki dünya hardal müzesi gibi. Kendi formülü ile hazırladığı ve hemen hemen herşeyini kendi ürettiği hardalı et sevenlerin vazgeçemeyeceği bir lezzette.

Artizan üretim merakı sirkede de kendini gösteriyor. Elma ve kara üzüm sirkesi ise 1.5-2 yıl fermente edilerek hazırlanmış. Bunların yanında balzamik sirke de yapmaya başlamış. Bunu ne zaman alabileceğimizi sorduğumuzda bize daha 20 yılı olduğunu söyledi, kızına kalacakmış.

Buğday ise yine en önemli ürünlerinden. Üveyik buğdayı yetiştiriyor. Üveyik buraya has yerel bir tür olup durum buğdayı familyasından, sert, makarnaya uygun bir tür. Ama ekmeği de gayet güzel oluyor.

Ve tabiii Çankırı denince akla ilk gelen tuz. Tuzu ise çayın karşı tarafında kalan tepelerin yamaçlarından el işçiliği ile çıkarttırıyorlar. Yaklaşık 30 metre’den çıkan kaya tuzu endüstriyel kirlenme görmemiş, cam gibi bir tuz.

Hüseyin Bey’in iki sonunu var: Biri çalışacak kimseyi bulamamak diğeri ise tüm zorluklara katlanarak ürettiği ürünleri satamamak. Umarız bu zorluklar onu yaptığı güzel şeyleri sürdürmekten alıkoymaz.

Yukarıdaki Ziyaret Notlarımız başlığından daha fazla bilgiye ulaşabilirsiniz.

Keziban- Hüseyin Genç ve Hakan Erdem

25 Mart 2015

Sabah erkenden köye vardık. Girişte solda bir okul vardı, ama hiç çocuk sesi, zil sesi duymadık. Köyde de etrafta pek kimse yoktu. Önce anlam veremedik. Hüseyin Bey ile Caminin önünde buluşup evlerine geçtik. O zaman bize köyde yaşlı, genç pek kimsenin kalmadığından hiç çocuk bulunmadığı için de okulun kapalı olduğundan bahsetti.

Üveyik unuyla hazırlanmış sarı renkli kreplerimizi yine kendisinin hazırladığı pekmezle tatlandırıp yedikten sonra beraberce ekim yaptıkları tarla ve bahçeleri gezdik. Bu gezi sırasında da Fukuoka doğal tarım hakkında bilgilendik.

Hüseyin Genç'in bahçesi
Hüseyin Genç'in bahçesi
Hüseyin Genç'in bahçesi

Önce yanyana iki tarla gördük. Yandaki başkasına ait olan sürülmüş. Hüseyin Bey’inki ise sanki birgün önce sel basmış da su çekilmiş gibi dümdüz ve üzeri ince bir toprak kaplı. Ama üstüne basınca altı yumuşak. Toprağın üstünde sağda solda dal parçaları, belli ki bir önceki yıldan kalmış bitki/sebze ya da yabani ot kalıntıları var. Sanki birileri çalı çırpıyı boş bulduğu arsaya atmış gibi.

Tarlaya girip daha yakından bakınca Hüseyin Bey bize Fukuoka felsefesini anlattı. Buna göre topraktan aldığımızı ona geri vermemiz ve her türlü müdahaleden kaçınmamız gerekiyor. O da aynen böyle yapmış. Gübre ya da hazırlanmış kompost kullanmıyor. Meyve/sebzeyi topladıktan sonra herşeyi aynen orada öylece bırakıyor. Bu da zamanla gübre oluyor, toprağı zenginleştiriyor.

Tekniğin bir diğer özelliği ise toprağı sürmemek. Zaten yakından havalandırmanın pek de gerekli olmadığını anlıyorsunuz, çünkü kimyasal maddesiz ilaçsız toprağın içinde solucanlar hem havalandırma sağlıyor hem de gübre.

Jips gübresi (Çankırı, Hüseyin Genç'in bahçesi)
Tatlısu'da kalan koyunlar
Çankırı, Hüseyin Genç'in bahçesi

Bu topraklar ayrıca jips yönünden de zengin. Kükürt ve kalsiyum kaynağı olan jips bitkilerin besinleri almasını kolaylaştıran bir özelliğe sahip. Bunun yanında toprağın drenajını da kolaylaştırıyor ve pH’ını dengeliyor.

Yabani otlar da temizlenmiyor. Bu da yine aynı felsefenin bir öğretisi. Aslında hikayesi şöyle: Bir gün Masanobu Fukuoka, Japonya’nın Koçi Eyaletinde uzun zamandır kendi halinde kalmış bir tarla görür. Orada sağlıklı pirinç fideleri ile yabani otlar beraberce büyümektedir. Bunun üzerine oluşturduğu doğal tarım felsefesinde toprağa tüm müdahalelere karşı gelir.

Hüseyin Bey toprağı verimli tutmak için nadasa bırakıyor. Aksi takdirde ona besin, gübre vermesi gerekiyor. Hem tüm topraklarını işleyecek insan gücü bulamadığı için hem de Fukuoka öğretisine uymadığından gübre de kullanmıyor.

Zirai ilaçlara gelince tabii o da kullanılmıyor. Kullandığı tohumların hemen hepsi yerel, bölgenin hastalık ve şartlarına yüzlerce yıl içerisinde uyum sağlayıp ayakta kalabilmiş türler. Türler dayanıklı olduğu için de ilaç kullanımı da gerekli olmuyor.

Hüseyin Genç'in elma sirkesi
Keziban Genç
Hüseyin Genç'in imalathanesi ve evi

Sirke ve hardalı yaptığı yere gelince, titizliği orada da göze çarpıyor. Öncelikle her taraf tertemiz. Mutfağından, imalat alanına ve evin geri kalan yerlerine kadar. Ev aslında misafir de kabul edebilecek kadar uygun. Zaten bir süre öncesine kadar kabul ediyorlarmış. Ancak artık iki kişi işlere yetişemediklerinden ve oradan elde ettikleri gelir de uğraşıya değmediği gibi ilave iş yükü yarattığından yatılı misafir ağırlamıyorlar.

Ürünlere gelince, sirkeler ilk fermantasyonunu krom kazanlarda gerçekleştiren elma suyu orada kıvamını aldıktan sonra meşe fıçılarda dinlenmeye başlıyor. Daha sonra meşe fıçılara alınıp bekletiliyor. Fıçıların hepsi sirke için değil, bazıları da turşu ve diğer ürünleri için kullanılmış. Ama hepsinin kapağında tertemiz pamuklu bir bez/tülbent var. Yerler, fıçılar, hububat ve diğer ürünlerin saklandığı sandıklar hepsi yeni, pırıl pırıl.

Bu olumlu izlenimlerle 7-8 saat sonra hep duyduğumuz ama daha önce tadamadığımız Hüseyin Bey’in hardal ve sirkesini de alıp dönüşe geçiyoruz.

Empty section. Edit page to add content here.

Yorum yap